Skip Ribbon Commands
Skip to main content

Haberler

Istanbul

Modern dokunuşlarla, tarihte yaşamak

Her gün Londra’nın Highbury Stadyumu’nda uyandığınızı hayal edin… Yatağınızdan kalkıp mutfağa gidiyor ve Arsenal futbol kulübünün en büyük zaferlerine ev sahipliği yapan, unutulmaz gollere sahne olan manzaraya karşı sabah kahvenizi yudumluyorsunuz…


​Ya da belki pencerenizden dışarı baktığınızda New York’u, ünlü Woolworth Binası kadar yüksekten görmeyi tercih edersiniz...  

Eğer bu fikirler size çekici geliyorsa, siz de gittikçe büyüyen bir kalabalığın parçasısınız demektir... Dünya çapında sayıları gün geçtikçe artan milyonlarca insan, ‘tarihin bir parçasında yaşama’ fikrine aşık oluyor...

Stadyumdan lüks konutlara

Arsenal 2006’da yeni bir stadyuma taşındıktan sonra, Londra’nın ünlü Highbury Stadyumu’nun yeniden geliştirme ile farklı bir konseptte yaşatılmasına karar verildi. Ek ağaçlandırma çalışmaları yapılan yeşil sahanın çevresine, tribün yüksekliğinde lüks apartmanlar inşa edildi.  ​

241 metre uzunluğuyla 17 yıl boyunca New York’taki ‘en uzun bina’ olarak boy gösteren ve gotik tarzdaki süslemeleri ile kentin silüetinde büyük yer eden Woolworth Binası ise 2012’de başlatılan yeniden geliştirme çalışmaları ile artık lüks dairelere ve ofislere ev sahipliği yapıyor. 

Günümüzde Highbury Stadyumu, Woolworth Binası, Battersea Enerji İstasyonu ve hatta bir zamanlar azılı Kray ikizlerinin adresi olan Shepton Mallet Hapishanesi gibi tarihi binaların dönüşümü büyük ilgi çekiyor ve yüksek fiyatlara rağmen rağbet görüyor. Pek çok kişi bu eski binalarda yaşamak için can atıyor. 

Herkes için bir şeyler

Aslında tarihi bir binada yaşamak ya da çalışmanın yeniden kullanım uyarlamaları için trend haline gelmesi 1970’lere dayanıyor. Ancak yazlık köşklerden ve tavan arası depolarından başlayan bu akım beklenmedik bina türlerine yayıldı. Üstelik alıcıların bu eski binalara olan iştahı hiçbir zaman azalmayacak gibi gözüküyor.

JLL Uluslararası Direktörü Steve Stratton “Chicago bunun klasik bir örneği… Eski sanayi çevresinin yerleşim alanına dönüşümü, son yılların en güçlü gayrimenkul trendlerinden biri oldu” dedi. Burada konut geliştirmenin tüm iyi örneklerinde olduğu gibi, herkes için bir şey var: geliştiriciler mülklerinin vergi verimliliğini yaratmak için kentin simgesi olma konumunun avantajlarından faydalanabilir, mimarlar zorlu alanlarda yine zorlu ve ilginç malzemelerle çalışabilir, alıcılar da eşsiz dairelerin büyük bağlantıları ile çekicilik kazanabilir.

Aslında trendin anahtarı da bu eşsizlik kavramı. Alchemy Properties’in başkanı Kenneth S. Horn, Woolworth Binası’nın neo-Gothic kulesinde daireler yaratma fırsatı elde ettiği zaman New York Times’a şu yorumu yaptı: “Bu daireler sanatın bir parçası olarak görülüyor. Eğer birini alırsanız nadir koleksiyondan bir parçaya sahip olmuş oluyorsunuz.”

Şehrin yok olmak üzere olan simgesini kurtarma şansı

Londra da tarihi ve genellikle ikonik binaların tamamı ya çoktan yeniden geliştirildi ya da dönüşüm için hazırlanıyor. Üstelik uzun süre kentin simgesi olan ve 1983’te elektrik üretmeyi bırakan Battersea Enerji İstasyonu kadar göze çarpan birkaçı ikinci derece tarihi eser olarak listelenmiş durumda. 

Bu binanın Buckingham Sarayı ve Parlamento Binası kadar tanınmış olduğunu ve Londra’nın silüetinin bir parçası olarak kullanıldığını söyleyen JLL Konut Geliştirme Direktörü Peter Gibney sözlerine şöyle devam etti: “Planlayıcılar binanın dönüşümü ve konutu da kapsayan karma kullanımı için izin aldıklarında, şehrin ölmekte olan bir simgesini kurtarmak ve geleceğe miras bırakmak için eşsiz bir fırsat yakaladılar.”

Londra’nın yerel yetkilileri ve geliştiricileri bu konuda hemfikirdi, Battersea Enerji İstasyonu ancak kapsamlı bir geliştirme ile kurtarılabilirdi. Tıpkı pek çok tarihi bina gibi…

JLL Konut Arsaları Başkanı Simon Hodson da bu konudaki görüşlerini “Hiç şüphe yok ki pek çok bina yeniden geliştirme kapsamına alınmazsa çürüyüp gidecek” diye dile getirdi ve ekledi: “İnsanlar eski binaların dönüşümü ile birlikte gelen mimari ve materyal zorlukları ya da binaları kullanımda tutan başarılı dönüşümlerin getirdiği faydaları küçümsememeli. Yerleşime imkan tanıyan yeniden geliştirme, binaları kullanılır tutmak için uygulanan en ekonomik yol. Proje onaylandığında ve tamamlandığında, yeniden geliştirilen bina orijinal yapının içindeki yeni bir hayatta nefes alır. Bu bina çok uzun bir tarihe sahiptir ve insanlar orada yaşayarak bu tarihin bir parçası olmak ister.”

Perili Köşk ofis oldu

Türkiye’de de bunun örneklerini görmek mümkün… Mesela özgün mimarisiyle İstanbul kültür mirasının önde gelen örneklerinden, Rumelihisarı'nın da en önemli ve tarihi binalarından biri olan Yusuf Ziya Paşa Köşkü... Birinci Dünya Savaşı nedeniyle inşası tamamlanamadığı için yıllarca boş kalan, boş katlarda rüzgarın çıkardığı sesler nedeniyle de adı Perili Köşk’e çıkan bina 1993’te el değiştirdi. Cephenin taş ve tuğla kaplaması restorasyon projesine sadık kalınarak tamamlandı. Tuğlalar, İngiltere'den ithal edilerek aslına uygun şekilde kaplandı. Köşkün dış görünüşü korunurken, iç mekanlar modern ve ferah bir iş ortamı sağlayacak şekilde düzenlendi. Borusan Holding 2007’de köşkü kiralayarak faaliyetlerini burada sürdürmeye başladı. Böylece holding çalışanları her iş gününü tarihin içinde yaşama imkanı bulurken, sanatseverler de sergileri bu tarihi binada gezme fırsatı yakaladı.