Skip Ribbon Commands
Skip to main content

Haberler

İstanbul

Modern Ofisler Tüm Çalışanlara Aynı Anda Hitap Edebiliyor Mu?

Çağı yakalamak ve alan küçültmek için açık ofislere yönelen şirketler tüm çalışanlarına aynı çalışma ortamını sunsa da aslında ihtiyaçlar bu yönde değil. İçe dönük ve dışa dönük çalışanların ihtiyaçları birbirinden farklı ve bu durum verimliliği etkiliyor


​Ofislerdeki değişiklikler sizin de dikkatinizi çekmiyor mu? 

Eskiden masaları birbirinden ayırmak için kullanılan uzun bölmeler günümüzde ortadan kalktı, patronlar çalışanlarıyla yan yana oturmaya başladı ve toplantı odaları artık eskisi gibi duvarlarla değil, camlarla çevrili.

Ofislerdeki bu dönüşümün temel sebeplerinin başında verimliliği artırmak, çalışan bağlılığını sağlamak ve yaratıcı düşünceyi desteklemek yer alıyor.

Bu dönüşüm, dışa dönük ve sosyal yönü daha kuvvetli çalışanlar için kolay bir geçiş süreciymiş gibi algılansa da eminiz ki biraz özel alan tercih edecek olan çalışanlar da vardır. Bu kapsamda ofis mobilyaları alanında dünyanın lider şirketlerinden biri olan Steelcase’in yapmış olduğu güncel bir araştırmaya göre; tahmin edilenin aksine şirketlerde sadece çalışanların belli bir bölümü açık ofiste çalışmaktan memnuniyet duyuyor. Çünkü bugün çalışan iş gücünün yüzde 30 ila 50’sini içe dönük kişiler oluşturuyor.

Konuyla ilgili olarak JLL Asya Pasifik Çalışma Alanı Stratejileri ve İnovasyon Direktörü Gavin Phillips görüşlerini şu şekilde ifade etti: “Temelde baktığınızda içe dönük çalışanlar dışa dönük çalışma arkadaşlarına göre daha sakin bir çalışma ortamı ve daha fazla özel alan talep ediyorlar. Ancak günümüzde şirketler bu gerçeği ‘değişim trendini yakalamak’ adına bazen göz ardı edebiliyorlar.” 

Peki bu ikilemi nasıl çözeceğiz? Bu yazıyı okurken şunu düşündüğünüze eminiz, peki ofisimiz bir yandan çağın koşullarını yakalayacak şekilde modern ve esnek olurken, bir yandan da şirketimizin neredeyse yarıya yakınını temsil eden içe dönük çalışma arkadaşlarımızı nasıl mutlu edecek?

Phillips’e göre bu problemin çözümü gruplardan ziyade birey odaklı bir yaklaşım benimsemekten geçiyor. Şirketlerde en yüksek seslinin sesinin çıktığı ve en baskın kişiliğin hüküm sürdüğü dönemin bitmesi gerektiğinin altını çizen Phillips, günümüzde kurumların çağı yakalamak ve ötesine geçmek için kişilere odaklanmak zorunda olduğunu söylüyor.

Dengeyi yeniden bulmak

Bu araştırmaların neticesinde, günümüzde artık yöneticilerin şirketlerde ortak çalışma alanları ile yalnız/sessiz çalışma alanlarını ayırmak ve yeniden dengelemek konusunda bir çalışma başlattığını gözlemliyoruz.

Bu kapsamda Avusturalya’daki Melbourne Monash Üniversitesi Eğitim Bölümü tam da bu tip ofisler için yeni bir konsept keşfetti: kombi – ofis. Kombi-ofis içerisinde bireysel çalışmalar için tasarlanmış yaklaşık 7,5 metrekareden oluşan mini odalar ve çalışanlar için ayrılmış masaların da yer aldığı açık ofis alanlarından oluşuyor.

JLL Avusturalya Çalışma Alanları Stratejileri Departmanı Yöneticisi Dinesh Acharya konuya ilişkin olarak “Hiçbir çözüm mükemmel değildir. Bu bir denge meselesi. Açık ofis alanlarında görsel ve işitsel uyaranların kontrol altına alınması, bu alanlarda içe dönük çalışanlara yer açılması için çok önemli. Bunun yanı sıra evden çalışma da her zaman bir seçenek olmalı. Sonuç itibariyle şirketler bütün bu seçenekler içerisinde kendilerine en uygun dengeyi bulmalı” dedi.

Dışa dönüklere fazla mı yükleniyoruz?

Susan Cain İçe Dönüklerin Sessiz Gücü kitabında, toplumun dışa dönüklere olan yatkınlığı ve toplumda görece özel alanların azlığının içe dönük kişilerin değerinin bilinmesini engellediğini ortaya koyuyor. Cain’e göre içe dönük kişiler kendilerini tek başına kalarak motive ederken, dışa dönük olanlar ise bu zamanlarda tam da toplumun içerisinde olmak istiyor. Dolayısıyla içe dönük bir kişi bir yere gittiğinde orada çok gürültü veya uyaran var ise, onun beynine daha fazla yük yüklenmiş oluyor ve aslında da ondan beklenen verimin alınması pek de mümkün olmuyor.

Peki içe dönük çalışanlar için dost mekanlar yaratmak mümkün mü? 

Yeni dönem tasarım trendleri çalışanlara bölünmeden odaklanma ve yenilik yapmak için özgürlük alanı tanıyor. Bu kapsamda çalışma alanındaki tüm duyusal uyaranları kontrol edebilir ve hem görünmez hem de görmeyen özel alan talep edenler için bu alanlar yaratılabilir. 

Bunun yanı sıra mobilya seçimi ile de alan tercihi desteklenebilir. Şöyle ki sakin bir ortam yaratmak için ahşap ve saf yün kumaş tercih edilebilir. Kütüphaneler stratejik düşünmeyi destekleyecek malzemelerle tasarlanabilir. Ev tipi mobilyalar, kısılabilir aydınlatmalar ile süslenen yaşam alanları bireylerin arasındaki iletişimi de artıyor. Tabii ki hepsinin tek bir mekanda bir araya gelmesine gerek yok.

Sadece içe dönükler mi?

Günümüzde her ne kadar özel ve sessiz alan arayışı sadece içe dönük kişilerin bir ihtiyacı gibi gözükse de son dönemde dışa dönük kişilerden de bu yönde bir talep geliyor.

Steelcase’in araştırmasına göre; Amerika’da çalışanların yüzde 30’u gerçekten verimli çalışabilmeleri için mevcut yerlerinden uzaklaşmaları gerektiğini söylüyor. Yüzde 41’i ise ofislerinde özel bir görüşme yapacakları kapalı/özel alanların olmamasından şikayet ediyor.

JLL Asya Pasifik Çalışma Alanı Stratejileri ve İnovasyon Direktörü Gavin Phillips konuya ilişkin olarak “Günün sonunda bütün şirketlerin nihai hedefi, kurumun kültürü ve ortamından ötürü çalışılmak istenen bir yer olmaktır. Ancak bazen pazarın şartlarına paralel olarak iş önceliklerinin değişebileceğini de unutmamak gerekir. Kurum kültürünün ve ortamının da bu yeni değişime bir an önce adapte edilmesi beklenir. Sonuç itibariyle bu süreç hem şirketler hem de çalışanlar için bir varış noktası değil; bir yolculuktur” dedi.