Skip Ribbon Commands
Skip to main content

Haberler

İstanbul

Amerika’da alışveriş merkezlerinin yüzde 40’ı yeme-içme alanlarını yeniden tasarlıyor

Yatırımcılar yenilik peşinde. Yeme-içme alanlarında pek çok AVM’de de yer alan zincirlere yer vermenin ötesine geçmek istiyorlar. 90 AVM ile yaptığımız araştırmaya göre; Amerika’da alışveriş merkezlerinin yüzde 40’ı yeme-içme alanlarını yeniden tasarlıyor


Hayalden de Öte

Bir anlığına en büyük kapalı kayak merkezlerinden birinde snowboarding yaptıktan sonra küçük bir kafede güzel bir yemek yediğinizi hayal edin. Ya da şık bir mağazadan alışveriş yaptıktan sonra çıktığınızda sizi bir kadeh şampanyanın karşıladığını. Bugün artık bunlar bazı alışveriş merkezleriyle birlikte hayalin ötesine geçmiş durumda…

Tam da bu kapsamda günümüzde Amerika’da başta New Jersey, Kaliforniya ve Philadelphia’dakiler olmak üzere pek çok alışveriş merkezi müşterilerine sunduğu yeme-içme deneyimi yeniden gözden geçirmeye başladı. Aslında yaptıkları; “merkez” deneyimini, geleceğin ve müşterilerin beklentilerine göre yeniden tasarlamak.

Hiç kuşkusuz artık yatırımcılar yenilik peşinde. Yeme-içme alanlarında sadece kendileri gibi pek çok AVM’de de yer alan zincirlere yer vermenin ötesine geçmek istiyorlar. Bu kapsamda JLL’nin 90 alışveriş merkezi ile yapmış olduğu son araştırmaya göre; Amerika’da alışveriş merkezlerinin yüzde 40’ı yeme-içme alanlarını yeniden tasarlıyor ve inşa ediyorlar. 

Konuya ilişkin olarak JLL Araştırma Direktörü James Cook’un yaptığı açıklamaya göre, günümüzde alışveriş merkezlerinde yeme-içme üniteleri ayak trafiğinin kilit oyuncuları. Eskiden insanlar alışveriş merkezine alışveriş yapmak için gidiyordu ve geri kalan zamanında da bir şeyler atıştırıyordu. Şimdi ise artık alışveriş merkezlerine bir yeme-içme deneyimi yaşamak için geliyorlar. 

Yeme-içme katın dışına taşıyor

Günümüzde yemenin içme ile birleşmesi, alışveriş merkezlerinde bu deneyimi yemek katının ötesine taşıyor. JLL Başkan Yardımcılarından Lew Kornberg, yeme-içmenin bir deneyime dönüşmesinin ancak yemek katlarındaki tıkış tıkışlığı bertaraf ederek mümkün olabileceğini söylüyor. Bunu sağlamak için de günümüzde yatırımcılar yeme-içme ünitelerini yeme-içme katının dışarısına taşıyor. Buldukları alanlardan biri lüks mağazaların etrafı. Bunu başaran alışveriş merkezlerinden biri Philadelphia’daki King of Prussia alışveriş merkezi. Şef Scott Anderson’ın tarladan sofraya zihniyetiyle hayata geçirdiği ve aynı zamanda birbirinden farklı kokteylleri de bir arada sunduğu restoranı Mistral, etrafında yer alan Apple, Salvatore Ferragamo ve Coach gibi markaların estetik anlayışıyla uyumlu bir şekilde tasarlanmış. Bu markaların oluşturduğu lüks kanatta yer alan restoranlar için aynı otel lobisi şeklinde bir karşılama bölümü yapılmış. 

Bunun yanı sıra zaman zaman yatırımcılar çok katlı mağazalarda da yeme –içme alanları kiralıyorlar. Bu sayede ziyaretçiler alışveriş merkezinin keşmekeşine girmeden istedikleri yere kolayca ulaşabiliyor. Yine King of Prussia’da Outback Steakhouse ve Yard House’u Sears’ın içerisinde bulabilirsiniz ya da Nobu ve Fig &Olive’ın ünlü zincir mağaza Saks Fifth Avenue’deki yerini aldığını gözlemleyebilirsiniz.

Aslına bakacak olursak, yatırımcılar projede yeme-içme alanlarından ziyade genel anlamda kiralanabilir alan ile ilgileniyor ve bu alana bakıldığında da yeme-içmenin aldığı payın geçmişe oranla en az %10 seviyesinde artış gösterdiğini gözlemliyoruz. 2025 yılında ise daha önce de pek çok kere söylediğimiz üzere toplam kiralanabilir alan içerisinde yeme-içmeye ayrılan payın yüzde 30’lara çıkmasını bekliyoruz. 

Konuya ilişkin olarak JLL Araştırma Bölümü Kıdemli Müdürü Taylor Coyne “Bugün Westfield Century City alışveriş merkezine baktığınızda Eataly çok geniş bir yer kaplıyor. Alışveriş merkezine gelen pek çok kişi de sadece Eataly için geliyor ve gelmişken diğer mağazalara da bir göz atıyor” diyor.

90’ların modası artık iyice out: Artık renovasyon zamanı!

JLL araştırmalarına göre yatırımcılar her 20-25 yılda bir yeme-içme alanlarını renove ediyorlar. Bu renovasyonun en son 90’larda yapıldığını düşünürsek, şimdi artık yenilik zamanı.

Bundan 20 yıl önceye baktığımızda alçaltma tavanın, florasan ışıkların ve temel renklerle gösterilen kutular halinde mekanların moda olduğunu görüyoruz. Bugün ise durum çok farklı. Modern tasarım açık, geniş ve ferah alanlar üzerine kurulu. Bunu başarmak da kelimenin tam anlamıyla duvarları yıkmaktan geçiyor. Bu kapsamda Los Angeles’da bugün eski Macy’in yerini alan The Bloc bu değişim için tam 250 milyon dolar harcadı. Yapılan dönüşümün ilk aşamasında alışveriş merkezinde güneşi engelleyen ve mekanı görece daraltan çatıyı kaldırdılar. Bu açılan bölüme ise tarladan sofraya zihniyetiyle müşterileriyle buluşan District adlı restorana geniş ve açık bir alan verdiler. 

Bunun yanı sıra bugün 20 yıl öncesine göre alışveriş merkezindeki oturma grupları bile değişti. Bu değişime ayak uyduran King of Prussia bar taburelerinden oluşan ve her birinin altında kendi şarj ünitesi olan oturma grupları ile havalı bir ortam yaratmaya çalıştı.

Diğer yandan alışveriş merkezlerinin yavaş yavaş şehirdeki kent meydanlarına ve pazarlarına da benzemeye başladığını gözlemliyoruz. Rengarenk renk tonlarından, lokal lezzetlerden, sanatçılardan ve farklılıklardan oluşan bir alan. Bu alandaki kiralamalar konusunda ise bir koşul var: ancak bu lokasyona özgü ve insanların fotoğraf çekmek isteyeceği bir kiosk olabilir. Tabii ki her şey instagram değil; ancak instagramın markaya ve mekana katkısı ise yadsınamaz.

Herkesin için tek bir formül dönemi sona erdi: yaşasın farklılık!

İyi bir marka karmasının eşlik etmediği tasarımın ancak belirli bir noktaya kadar gidebileceği hepimiz için kabul edilebilir bir gerçek. Bugün kiralama yaparken, yatırımcılar deneyim ve farklılık vadeden yeme-içme markalarını tercih ediyorlar. 

Yenilenmesi için 1 milyar dolar harcayan Westfield’s Century City alışveriş merkezini ele alalım. Westfield projeye ünlülerin gizlice alışveriş yapabilmeleri için özel alanlar, gizli asansörler ve sadece onlar için açık olacak özel saatler eklediler. Bu yenilenmenin en önemli adımlarından biri de hiç kuşkusuz yukarıda bahsedilen Eataly. James Cook, “Biz İtalyan yemeğinin Disneyland’ını bu projeye ekledik” diyor. 

Son dönemde projeleri instagrama uygun hale getirmek için, yatırımcılar dönemsel kiralamalar da yapıyorlar. Bazı yatırımcılar ise alışveriş merkezinin avlusundaki boş alanı sosyal medyada ses getirecek geçici seyyar markalara ayırıyor. 

Geçmişteki kendini ve mekanını yenilemek istemeyen, yenilikten çekinen perakendecilerin yerini bugün müşterinin beklentisi ve talebi doğrultusunda kendini dönüştüren perakendeciler aldı. 

Günümüzde 90’lı yıllardan farklı olan bir şey ise hiç kuşkusuz alkollü içecekler alanında yaşandı. Eskiden yemek katında hamburgerinizi yerken bir bira içmeyi düşünebilir miydiniz. Pek mümkün değildi sanki... 

Sonuç olarak, şu ana kadar bahsettiklerimiz gösteriyor ki perakende de herkese uyan bir kalıp dönemi sona erdi. Her mekanın ve her alışveriş merkezin kendi ihtiyaçları, kendi beklentileri ve verebilecekleri var. Zaten bugünü güzel yapan da hepsinin birbirinden farklı olması değil mi?