Skip Ribbon Commands
Skip to main content

Haberler

Istanbul

Çalışan Motivasyonunda Yeni Trend: Kolay Ulaşım​

Dünyanın hangi metropolünde olursanız olun; gün geçtikçe artan nüfus, araç sayısındaki artışa ve trafik yoğunluğuna işaret ediyor. Şirketlerin derdi ise trafikte harcanan enerjiyi mümkün olan düşük seviyeye indirerek çalışanların motivasyonunu kaybetmemek


Dünyanın hangi metropolünde olursanız olun; gün geçtikçe artan nüfus, araç sayısındaki artışa ve trafik yoğunluğuna işaret ediyor. Şirketlerin derdi ise trafikte harcanan enerjiyi mümkün olan en düşük seviyeye indirerek çalışanların motivasyonunu kaybetmemek. “Dertlerinin çaresi ne?” derseniz o da kolay ulaşılacak ofisler

2015 yılında yapılan ‘Urban Mobility Scorecard’ araştırmasına göre; Amerika’da yaşan bir kişi trafik sıkışıklığı nedeniyle yılda fazladan 82 saatini trafikte geçiriyor, 1982 yılında bu süre ortalama 18 saatti. İstanbul’daki araştırma sonuçları ise ABD’ye oranla daha iddialı. Ünlü navigasyon teknolojileri firması TomTom tarafından yapılan ‘Trafik Endeksi’ araştırmasına göre; 2014 yılında İstanbul yüzde 58’lik sıkışıklık oranı ile dünyanın en yoğun trafiğine sahipti. 2015 yılında ise bu oranı yüzde 50’ye düşürerek birinciliği Meksika’nın başkenti Meksiko’ya bıraktı. İstanbul’u takip eden şehirler Brezilya’nın ikinci en büyük kenti Rio De Janeiro ve Rusya’nın başkenti Moskova. ABD’de ise trafiğin en yoğun olduğu bölgeler; Los Angeles, San Francisco, Seattle ve New York

Trafik ne kadar çoksa çalışanlar o kadar verimsiz

ABD, Avrupa ve Türkiye genelindeki bu tablo, ticaretin ve iş dünyasının kalbi haline gelen şehirlerin trafik yoğunluğuna karşı zor bir sınav verdiğini anlatmak için yeterli. Bu şehirlerde yaşayanlar her ne kadar bu sınava kendilerini alıştırmış gibi gözükse de aslında hepsi trafikten kurtulmak için fırsat arıyor. Bu durum kuşkusuz en çok ofislerini ve operasyonlarını iş dünyasının kalbinin attığı şehirlerde konumlamış kurumları etkiliyor. Çünkü trafik ne kadar çoksa çalışanlar o kadar yorgun ve verimsiz oluyor.

Hal böyle olunca çalışanlarına daha iyi standartlar sunmak için trafik yoğunluğuna karşı çare arayan kurumlar, ‘çalışan servisleri’ gibi klasik ya da ‘paylaşımlı yolculuk şemaları’ gibi yenilikçi önlemler almaya başladı. 

Google’ın ofisi iyi de servisleri kötü mü?

JLL San Francisco Bölgesi Başkanı Tom Poser bunu bir adım öteye taşıyarak, ofise ulaşım için sağlanan olanakların aynı zamanda kalifiye yeteneklerin ilgisini çeken birer kıstas haline geldiğini belirtiyor. NASA’dan GAP’e, Tesla Motors’dan Google ve Facebook’a kadar ofisiyle nam salmış birçok kurumun genel merkezlerinin bulunduğu San Francisco Bay Area portföyü ile yakından ilgilenen Tom Poser, toplu taşıma kullanımını artırmak için teşvik olarak ortaya çıkan vergi avantajlı toplu taşıma abonelikleri, ulaşımı kolaylaştıracak yeni tren ve metro istasyonları ve deniz taksi gibi uygulamalarla çalışanlara daha rahat ulaşım olanağı sağlandığını belirtiyor.

Çalışan servisleri özellikle İstanbul’da ‘yaygın ve uzun zamandır kullanılan’ bir uygulama olsa da hali hazırda ‘trafiğe karşı duruş’ hareketinde hayata geçirilen en popüler çözüm önerilerinden biri. 2004 yılında Google ilk çalışan servisini hizmete soktuğunda sadece 150 servis kullanıcısı vardı. Bugün ise 11 bin Google çalışanı Bay Area’daki ofisine ulaşmak için her gün bu servisleri kullanıyor. Yine aynı bölgede bir genel müdürlüğe sahip ünlü e-ticaret devi Amazon ise çalışan servisi modasının son takipçilerinden. Yeşili korumayı sosyal sorumluluk projesi haline getirmiş firmalar ise ortak hibrit araç kullanımı ve bisiklet park alanı olan ofisleri tercih ederek çalışanlarına ulaşım avantajları sunuyor. 

Toplu Taşımanın Gücü Adına 

Diğer yandan yoğun trafik ile karşı karşıya kalan metropollerde, kent sakinleri ulaşım için bireysel araçlarını tercih etse de toplu taşımanın gücü ve popülaritesi hızlı bir yükselişte. Ülkelere göre değişen benzin ve kasko fiyatları, kent sakinlerinin kişisel araçları yerine toplu taşımayı tercih etmesinde birincil neden olarak görülüyor. Bunun yanında belediyeler de toplu taşıma ağlarını geliştirmek için hummalı bir çalışma içindeler. Türkiye’nin en büyük metro hattı olan İstanbul Metrosu, 1989 yılında sadece Yenikapı - Atatürk Havalimanı - Kirazlı hattına sahipken bugün 5 farklı hat üzerinden toplam 95 kilometrelik bir güzergahta çalışıyor. İstanbul Metrosu için yapılan gelecek planlarında ise mevcut 5 hattın genişlemesi, özellikle merkezi iş alanı ve sanayi merkezi olmaya aday, istihdamın yoğunlaşacağı bölgelere de 4 yeni hat eklenmesi bekleniyor.  

Park Et- Devam Et!

Bu şartlar altında kişisel araç ya da servis kullanmak yerine toplu taşımayı kullanmayı tercih eden çalışan sayısı artışta.  Örneğin, geçtiğimiz yıllarda hayatımıza giren ‘Park Et- Devam Et’ uygulaması ile trafik yoğunluğundan bunalan 4 milyon İstanbullu, 34 noktada hizmet veren Park Et- Devam Et noktalarına araçlarını bırakarak yolculuklarını toplu taşıma ile tamamlamayı tercih ediyor.

İstanbul’daki A sınıfı ofis piyasasının getirdiği istihdam gücü, sayıları artan ‘merkezi iş alanları’ ve yoğun trafik bir araya geldiğinde Tom Poser’in değindiği gibi çalışan nüfusun iş seçimi konusunda kariyer şartları kadar lokasyona da önem verdiğini görüyoruz. Çalışan mutluluğunu bir misyon haline getirmiş kurumlar ise bu durumu göz önünde bulundurarak, bir ofis değişikliği planladıklarında ofislerinin lokasyonunu seçerken çalışanlarının isteklerini göz önünde bulunduruyorlar. Firmaların ofis talebi ve bu talep karşısında ihtiyaca yönelik ofisler inşa eden geliştiricilerin İstanbul Avrupa yakasında Levent ve Maslak başta olmak üzere, Kağıthane ve Seyrantepe’de yoğunlaştığını görüyoruz. Anadolu Yakası’nda ise ofis denince akla gelen başlıca lokasyonlar; Kavacık, Ümraniye, Kozyatağı & İçerenköy ve Küçükyalı- Maltepe- Kartal üçlüsü olarak beliriyor.  Hem Avrupa hem de Anadolu yakasında ikametgah için tercih edilen semtlere metro ile ulaşım sağlanabilen bu merkezi iş alanları ile çalışan servisleri yerine metro artık daha popüler bir ulaşım aracı. 

Evden işe giderken trafik stresine maruz kalmayan çalışanların daha verimli sonuçlar üretmesinin yanında daha sağlam bir iş-özel hayat dengesine sahip oldukları kanıtlanmış bir gerçek. Çalışanlarını saatlerce bir araç koltuğunda mahsur bırakmaktan kaçınan firmalar için metro ve tren istasyonlarına, restoranlara, kafelere ve parklara yürüme mesafesinde konumlandırılmış plazalar kentin en gözde yapıları haline geliyor.