Skip Ribbon Commands
Skip to main content

Haberler

Istanbul

Gelişimin İtici Gücü Olarak Olimpiyat Oyunları

Yüzyılı aşkın süredir farklı coğrafyadaki yüzlerce sporcuyu ve milyonlarca seyirciyi bir araya getiren Modern Olimpiyat Oyunları, sadece sporun değil şehirlerin gelişiminin de itici gücü olmaya devam ediyor...


​​​​​Sohbetin konusu Olimpiyat Oyunları olduğunda dünyadaki her sporseverin aklına Pekin’de çekilen iki fotoğraf karesi gelir: “İnsanoğlunun fizyolojisi 100 metreyi 9.70’in altında koşmayı mümkün kılmamaktadır” iddiasını 9.69’luk derecesinin yazdığı panonun önünde verdiği pozla tarihe gömen Usain Bolt ve Mark Spitz’in 1972’deki 7 altın madalya rekorunu 4x100 karışık stilde aldığı 8. madalya ile kırarak sevincini havuz kenarında takım arkadaşlarıyla paylaşan efsane yüzücü Michael Phelps... Olimpiyatlar; oyunlarda yarışma onuruna erişen 10,000’i aşkın sporcu, katılımcı 206 ülke, 7.5 milyon biletli izleyici ve televizyon karşısında tarihe tanıklık eden milyarlarca sporseverin yanı sıra oyunlara ev sahipliği yapan şehirler için de ayrı bir önem taşıyor.

Geçmişi 1896’ya dayanan ‘Modern Yaz Olimpiyat Oyunları’ 2000 yılından itibaren aday ülke profili bakımından büyük bir değişim geçirdi. 2000’den önce aday olan şehirlerin yalnızca %18’i Sovyetler Birliği topraklarında veya gelişmekte olan ülkelerde yer alırken, geride kalan 5 olimpiyat oyunlarına ev sahibi olmak için başvuran şehirlerin yarısından fazlası İstanbul, Bangkok, Havana, Doha ve Cape Town gibi dünyanın gelişen yüzündeki şehirler olarak dikkat çekti. Pekin ve Rio de Janeiro ise sınırın ötesine geçerek olimpiyatlara ev sahipliği yapma hakkını elde etti. 

Olimpiyat oyunlarını düzenleyen şehirler; genel yönetim giderleri ile açılış ve kapanış seremonilerinin yanı sıra 11 Eylül saldırılarının ardından çok yüksek bir ivme ile artan güvenlik harcamalarına (Sydney 2000’de 250 milyon dolar, Atina 2004’te 1.6 milyar dolar) göğüs germek zorunda. Bu bağlamda olimpiyat oyunları ev sahibi şehirler için genellikle ekonomik bir yük olarak görülse de 1992 olimpiyatlarının ev sahibi Barselona başta olmak üzere birçok şehir söz konusu organizasyondan maddi ve maddi olmayan getiriler elde etti. Şehir altyapısının gelişimi, spora özgü altyapı çalışmaları ve bölgesel dönüşümler organizasyon bütçesinin geriye kalan kalemlerini oluşturuyor. Bilimsel hazırlanmış stratejik planlar ise harcanan devasa bütçeleri uzun vadede kayda değer bir kalkınmanın başlangıç noktasına dönüştürüyor. 

Diğer yandan Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) en önemli değerlendirme kriterleri olarak yaz oyunlarına ev sahipliği yapacak şehirlerde asgari 40,000 otel odası kapasitesi, sporcular ile resmi görevlilerin konaklayacağı en az 15,000 kapasiteli olimpiyat köyü ve gerek dünyanın dört bir yanından söz konusu şehre ulaşımı gerek şehir içindeki tesisler arası dolaşımı sağlayacak gelişmiş ulaşım altyapısını göz önüne alıyor. Güney Amerika’nın en popüler turizm merkezlerinden biri olan Rio de Janeiro bile 2016 Olimpiyat Oyunları için standartları karşılamak adına otel kapasitesini 15,000 oda artırmak zorunda kaldı Bu koşullarda oyunlar için yapılan modern tesisler her ne kadar yüksek bakım maliyeti ortaya çıkarsa da o şehirde yetişen yeni nesillerin sporla tanışmasına ve daha yetkin sporcular yetişmesine katkıda bulunuyor.  

Londra’nın doğusundaki olimpiyat köyü ise oyunlara ev sahipliği yapmanın sağladığı dönüşüme verilecek en iyi örneklerden biri. Daha önce sanayi bölgesi ve kullanılmayan boş arazi vasfındaki alan, 2012’de düzenlenen olimpiyat oyunları için dönüştürülerek 17,000’in üzerinde yatak kapasitesi olan bir tesis haline getirildi. Oyunlardan sonra ise olimpiyat köyünden, yarısı dar gelirlilere hitap etmek üzere 2,800 konut, 23 ticari ünite, okul, sağlık merkezi ve yeşil alanların yer aldığı yeni bir yerleşim bölgesi yaratıldı. 6,000 kişinin yaşadığı Doğu Köy (East Village), olimpiyat yatırımları çerçevesinde Londra’nın merkezine hızlı trenle yalnızca 5 dakikada erişim olanağına da kavuştu. Konutların yarısını kiralayan Delancey & Qatari Diar ortaklığı ise Büyük Britanya’da 1,000’in üzerindeki bir konut projesine satın alma ile doğrudan yatırım yapan ilk özel sektör konut fonu olarak tarihe geçti.

Bunlara ek olarak olimpiyat oyunları kısa vadeli gelişiminin yanında “Olimpik Miras” ile uzun vadede dış ticaret, yabancı yatırım ve turizmin gelişmesine katkıda bulunuyor.  Olimpiyatlara ev sahipliği yapma haberi o bölgedeki ekonominin geleceği için iş dünyasına olumlu sinyaller verirken 1950 ile 2006 arasında yaz ve kış olimpiyatlarına ev sahipliği yapan ülkelerin ihracat rakamlarının %20’nin üzerinde arttığı biliniyor. Gelişim bağlamında Barselona hazırlık sürecindeki stratejisi ve doğru yatırımları sonucunda elde ettiği kazanımlarla olimpiyat oyunları tarihinde ayrıcalıklı bir konum kazandı. Oyunlara hazırlık sürecinde harcanan bütçenin %61.5’i inşaat işleri için ayrılırken 1986 yılı ile kıyaslandığında yollar %15, kanalizasyon sistemi %17, yeşil alan ve kumsallar %78 artış gösterdi.. Yine bu süreçte inşaat fonunun yaklaşık %37’si özel sektör tarafından sağlandı. Oyunların ardından, olimpiyatlarla ilgili altyapı ve tesis yatırımları işsizlik oranına kayda değer bir katkı yaparken, yabancı şirketleri yatırım yapma isteğini ölçen şehirlerin çekicilik endeksine göre Barselona 1990 yılında 11. sıradayken 2001 yılında 6. sıraya yükseldi. Şehrin tarihi ve turistik bölgelerinin de olimpiyat sürecinde ön plana çıkarılmasıyla 1986-2000 yılları arasında 3 katına çıkan otel kapasitesine paralel olarak yabancı ziyaretçilerin sayısı da ikiye katlandı. Tüm bu gelişimlerin yanında, Barselona’daki Olimpik Miras’ın en önemli yönü ortaya estetik bir dünya şehri çıkarması! General Franco döneminde demiryolları ile örülü atıl bir sanayi şehri olan Barselona; yalnızca 6 yılda muazzam bir dönüşüm geçirdi. Şehir; panoramik bir manzara sunan Montjuïc Tepesi’nde inşa edilen özgün mimariye sahip spor tesislerinin yanı sıra yaklaşık 5 kilometrelik sahil şeridi, modern bir marina ve çok sayıda şık restoran sayesinde de Akdeniz’e kavuştu.

Olimpiyat oyunlarının ev sahibi şehirlerin turizmine etkisinde dikkat edilmesi gereken husus olimpiyat stratejisinin doğru konumlanması. Birleşik Krallık Ulusal İstatistik Ofisi’ne göre olimpiyat oyunlarının düzenlendiği Temmuz-Ağustos 2012’de Londra’yı ziyaret eden yabancıların sayısı bir önceki seneye göre yaklaşık 400 bin azaldı. Londra’nın turistler için başlı başına bir cazibe merkezi olan tiyatrolarının olimpiyat oyunları boyunca kapalı olması yaşanan bu düşüşte önemli bir rol oynadı.

Dünyanın en prestijli spor organizasyonu olan olimpiyat oyunları ev sahibi şehirlerin ekonomik düzlemde yaşadığı sorunlarla gündeme gelse de hazırlık aşamasını doğru projelendiren ve organizasyonu kalkınma sürecinin itici gücü olarak konumlandıran şehirlere hem maddi hem de manevi olarak büyük katkılar sağlıyor. Öyle olmasaydı; BBC’nin düzenlediği ankete katılanların %80’i olimpiyatlara ev sahipliği yapmanın Britanyalı olmaktan duyulan gururu pekiştirdiği cevabını vermez, Barselona dünyanın en turistik ve yatırım çeken merkezlerinden biri haline gelemez ve İspanya geçtiğimiz 15 yılda futbol, basketbol, hentbol, tenis, bisiklet ve motor sporlarına damgasını vuramazdı.