Skip Ribbon Commands
Skip to main content

Haberler

Istanbul

Sezonluk değil 365 günlük stadyumlar

Son dönemin en çok değinilen konulardan biri hiç kuşkusuz alışveriş merkezlerinin dönüşümü. Bu dönüşüm büyük bir hızla devam ederken, ortaya çıkan sıra dışı konseptler ise sezonluk değil 365 günlük stadyumların oluşumuna öncülük ediyor.


Son dönemlerde gayrimenkul sektörü açısından en çok değinilen konulardan biri hiç kuşkusuz alışveriş merkezlerinin dönüşümü. Geçmişte daha geleneksel bir tasarım anlayışıyla, kapalı alanlarda kurulmuş merkezlerin yerini günümüzde konut, ofis, otel ve eğlence bileşenleri içeren; açık alanların bulvarlar, eğlence alanları ve ortak kullanım alanlarıyla entegre olduğu karma kullanım projeleri alıyor. 

Bu dönüşümün en önemli sebebi günümüz tüketicilerinin kısıtlı zamanlarını daha verimli kullanmayı istemesi ve bu sırada konfordan ödün vermeyi de kabul etmemesi. Başka bir deyişle, hızla değişen tüketici talebi...

2016 Avrupa Futbol Şampiyonası’nın heyecanı yaşanırken değişen tüketici talebinden nasibini alan diğer bir sektörün de aslında spor ve özellikle Kuzey Amerika ve Okyanusya kıtalarını bir kenara bırakırsak küresel anlamda en çok öne çıkan spor dalı olan futbol olduğu aşikar

20’nci yüzyılın yüksek kapasiteli ve birçok sporun aynı anda yapılabildiği hantal yapılı stadyumlarının, yerini içerisinde farklı türde sosyal alanların yer aldığı, yalnızca futbola odaklanmış, teknolojik ve daha sağlam stadyumlara bıraktığını gözlemliyoruz. 32 ‘Serie A’ şampiyonluğu ile rekoru elinde bulunduran İtalya’nın “Old Lady”si Juventus F.C.’nin, 69,000 kapasiteli Stadio delle Alpi’ yerine 42,000 kişilikJuventus Stadium’a geçmesi bu duruma verilecek en iyi örneklerden biri. Her ne kadar ‘Stadio delle Alpi1990 Dünya Kupası için yapılmış çok da eski olmayan bir spor tesisi olsa da, 21. yüzyılın ihtiyaçlarına cevap vermemesi sebebiyle kulüp yönetimi böyle bir karar aldı ve Juventus gerek ekonomik gerekse de sportif başarılarını yeni stadyumun açılışını takip eden yıllarda hızla artırdı.

Seyirci sayısının azaltıldığı bir stadyumda ekonomik başarının artması elbette gelir kalemininin yalnızca maç günü satılan biletlere bağlanmayarak çeşitlendirilmesi ile mümkün oluyor. Stadyumların yılın 365 günü kullanılmasını sağlamak amacıyla yapılan ve birçok şirketin ofis olarak kullandığı özel locaların yanı sıra yeme-içme alanları, konferans salonları, müzeler ve spor giyim mağazaları gibi perakende alanlarının stadyum projelerine dahil edilmesini buna örnek verebiliriz.

Hollanda Eredivisie’de mücadele eden FC Groningen’in 2006 yılında açılan stadyumu Euroborg Stadium ise futbolun gayrimenkulle olan ilişkisinin ne denli değiştiğini en iyi şekilde gözler önüne seriyor. 1933 ile 2005 arasında hizmet veren 11,500 koltuk kapasiteli Oosterpark Stadium’un yerine inşa edilen Euroborg Stadium; 20,000 kişilik 365 gün açık futbol stadyumu, 1,000 araçlık otopark, 8,500 m2 üzerine kurulu altyapı tesisleri, 10 salonluk sinema, 2,000 m2 kumarhane, 6,000 m2 ofis ve 1,500 m2 restoranı bünyesinde barındıran tek bir bina olarak tasarlandı. Bahsi geçen binanın hemen yanındaki diğer binada ise 5,000 m2 süpermarket, 5,000 m2 sağlıklı yaşam tesisi ve 75 m’lik iki kule halinde 180 üniteden oluşan konut projesi yer alıyor. Bu bağlamda Euroborg Stadium; Groningen şehrinin güney doğusunda 200,000 m2 üzerine kurulan yeni yaşam bölgesi Europapark için bir nevi katalizör görevi görüyor ve diğer tüm gayrimenkul fonksiyonlarının gelişmesi için lokomotif olarak değerlendiriliyor.

Bu örnekleri gördükçe diyorum ki; her sohbette dile getirilen futbolun endüstriyelleşmesi hususunun, sadece futbolcu maaşları, naklen televizyon yayınları ve lisanslı ürünleri değil yeşil zemini çevreleyen yapıları da kapsadığı gerçeğinin öne çıkarılmasının zamanı geldi de geçiyor...  Siz ne dersiniz?